Ruh eşimi bulmak için ne yapmalıyım?

Ruh eşimi bulmak için ne yapmalıyım?

Merhaba Nergal Blogsever...

Her şey yolunda mı? Nasılsınız? İyi, güzel, hoş, sağlıklı ve huzurlu olduğunuzu ümit ederek devam ediyorum satırlarıma.

Eskiden mektup yazılırdı uzun uzun. “Satırlarıma başlamadan evvel...” diyerek başlar ve “Satırlarıma son verirken,” diye selam ederek bitirirdik. O geldi aklıma. Serbest serbest çağrıştırdı işte. İnsan yaş aldıkça, bir şeylere daha fazla duygulanır oluyor. “Eskiden,” diye başlayan cümleler kurmaya başlıyorsun ister istemez. Ama bu da insana kendinin epeyce bir yaş almış olduğunu hatırlatıyor maalesef. Olsun be! Sağlık ve huzur olduktan sonra, yaş alalım, ne olacak? Yaşlanalım güzel güzel. Yeter ki ruhumuz yaşlanmasın, gönlümüz yaşlanmasın ve bundan ötürü gözümüz yaş'lanmasın.

Önemli olan, yalnız kalmadan, yanıbaşında bir sevdiceğin varken, elele gözgöze başbaşa yaş alabilmek. Yalnızlık bir seçim ise güzeldir, gereklidir de. Yalnız olmak lazımdır bazen. Yalnız kalmak ise başka. Herhangi bir sebepten yalnız kalmak zordur tabii. Ama bedenen değil, ruhen yalnız kalmak daha zordur. Çünkü yanında birileri varken de yalnız kalabilir insan. Yanında bir dakika bile sıkılmadığın ve bazen bir dakika daha katlanamayacağın kişi, aynı insan olabiliyor ayrıca.

Bu yüzden yeter ki ruhun kalmasın kimsesiz, ruhsuz bedenlerdeki insan kalabalığı zaten gereksiz.

Bazen çok yakınsındır her hissiyata hâkim, uzatsan da elini dokunamazsın lakin.

Bazen tahmininden de uzaktır mesafeler, göremesen de hissedersin lakin.

Sizlerin de seçiminiz olan tadında yalnızlıklarınız, sevdiceğiniz olan yanıbaşındalarınız olsun inşallah güzel Nergal'liler.

İnsanın bir eşinin olması ne güzeldir. “Eş” derken, bir şekilde hayatı paylaştığımız kişiden bahsediyoruz tabii. Bir de bu eş kafa dengi ve aynı dili konuştuğunuz biriyse, değmeyin keyfine. Aynı frekansta olmaktan bahsediyorum tabii, aynı dil derken. Yoksa biri Türkçe, diğeri İngilizce konuşsa da olur anlaştıktan sonra.

'Eş' olmak, eşit olmaktır. Dost, sırdaş ve 'en iyi arkadaş' olmaktır. Tek bir hayata sığmaktır. Bunlar olduktan sonra, gerisi teferruattır. Karşımızdaki insana değer vermektir, eş olmak. Düşüncelerine saygı duymaktır.

Diş macununu niye ortadan sıktığı, havluyu niye yerine asmadığı, çorabının tekini nasıl bulamadığı, yemeği neden tuzsuz yaptığı gibi gereksiz ayrıntılar ve takıntılar değildir.

Başkaları için yaptığımız kibarlıkların yüzlerce katını öncelikle beraber olduğumuz insan için yapmaktır.

Aynı evi, aynı hislerle ve aynı zevkle ve fakat ayrı zamanlar da yaratarak keyifle paylaşmaktır.

Yemeden önce yedirmek, giymeden önce giydirmek, o mutluysa mutlu olabilmektir.

Karşısındakinin mutluluğundan beslenebilmektir, eş olmak.

Beslenmek demişken; ortak tabaktaki son lokmayı karşı tarafın yiyebilmesi için bırakıyorsanız ya da size bırakılıyorsa veya paylaşıyorsanız; orada mutlu bir çift, huzurlu ve merhametli bir ilişki, sıcak kalplerin oluşturduğu güzel bir aile var demektir. Veyahut lokmanızı paylaşmak zorunda kalıyorsanız, yoksulsunuz demektir. Şaka, şaka... Olur mu öyle şey? Sizden zengini yoktur, inanın. Saygı, vicdan, şefkat, merhamet dolu bir sevgiye sahip olmaktan büyük zenginlik var mı şu dünyada?
Bir eş edinirken, ömürlük olsun isteriz. İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, zenginlikte ve yoksullukta, her nerede ve nasıl olursa birlikte kalabilmektir dileğimiz yaşadığımız sürece. Her zaman öyle olmasa da şöyle ya da böyle devam ettirmeye çalıştığımız olur bazen de ilişkimizi.

Hep güzel düşünürüz en başta. Önemli olan güzel düşüncelerimizi ilişkinin devamında da sürdürebilmektir. Hep iyi, hep güzel, hep hoş şeyleri; hep aynı insanla yapabilmektir birliktelik yeminimiz. Her yeni gün; bıkmadan, usanmadan, sıkılmadan, severek, isteyerek, gülümseyerek hep aynı yüzü görmek isteriz. Çünkü ruh eşimizi bulduğumuzu söyleriz. O, mükemmeldir, şahanedir, tektir, özeldir, bizimdir. Hep aynı yüze, aynı göze uyanmak isteriz her yeni gün. Ama sonradan, nedense değişir her şey ve “aynı yüze, aynı göze” olur size; “aynı terane”. Bir bıkkınlık, bir sıkkınlık, bir usanmışlık çöreklenir bünyeye. Daha önce ettiğiniz yeminler unutulur, yerini içerik değiştirmiş 'hep'ler alır.

“Hep aynı surat, hep aynı insan, hep aynı ev, hep aynı alışkanlık, hep aynı tavır, hep aynı yemek, hep aynı saç modeli, hep aynı tarz, hep aynı söz, hep aynı göz, hep aynı sorun, hep aynı tartışma konusu, hep aynı meymenetsiz, vs...”

Ve bunun sorumlusu biz değilizdir hiçbir zaman. Karşı tarafın suçudur hep. Çünkü en başta görmezden gelmişizdir olumsuz yanlarını. “Değiştiririm nasıl olsa!” demişizdir. Oysa değiştirmeye değil, devşirmeye çalışmalıyız. Bunu bir türlü anlamak istemeyiz, öğrenmeye de çalışmayız nedense. “Nasıl değiştiririm?” değil; “Nasıl mutlu ederim?” diye düşünmeye başlasak artık, ne dersiniz?

Bizim için değişmesini, başka bir şeylerden vazgeçmesini istediğimiz insana haksızlık da etmiş olmuyor muyuz aynı zamanda canım okur? “Bir insanın sana neler verebileceği değil, senin için nelerden vazgeçebileceği önemlidir,” denir. Hiç katılmıyorum, kusura bakmayın. Niçin sevdiği, istediği, hissettiği, hayal ettiği şeylerden vazgeçsin ki benim için? Mutsuz ve umutsuz bir ilişkiye başlamış olmaz mıyız böylece? Eh, bugün benim için bir şeylerden vazgeçen, yarın başka bir şey ya da başka biri için benden de vazgeçebilir o halde? Öyle değil mi?

Kendimize benzetmeye çalışırız partnerimizi illaki. Gerçi, diğer ilişkilerimiz için de geçerli bu durum. Çocuğumuzu, arkadaşımızı, vs. hep bizim gibi olmaya kanalize ederiz. Bizim gibi düşünmelidirler, bizim gibi hareket etmelidirler. Kısaca, bizim istediğimiz gibi olmalıdırlar. Bu durum, söz konusu eşlerimiz olunca, daha bir ayyuka çıkar. Ve öyle olmayınca da, gereksiz uğradığımız hayal kırıklığında kalırız uzun süre misafirlikte. Halbuki, kendimiz hazırladık bu sonu. Bunu göremeyiz, görmek, bilmek istemeyiz. Çünkü en başta, ne kendimiz gibi olduk dürüstçe ne de karşımızdakini olduğu gerçekliğiyle görmeye çalıştık. Ne oturup konuştuk hem iyiyi hem kötüyü ne de oturup anlaştık hem iyi hem kötü güne.

Kendimden örnek vereyim yine. Meşhur eşimi de katacağım mecburen örneğime. Diyorum ya hep; elimde, yanımda, yöremde, gözümün önünde hazır bir örnek var. Niye başka arayayım değil mi? O yüzden, “Eşim de eşim,” oluyor cümlelerim. Durun, ona bir lakap takalım da eşim deyip durmayayım! Bay KK demek istiyorum ona. Uygun mudur? Okidoki. Hadi devam edelim…

Bay KK ve ben, ilişkimizin en başından beri, bir memleket meselesi tartışır gibi oturup iyiyi kötüyü tartıştık hep. En başından beri, olduğumuz gibi göründük. Başkası gibi ya da karşımızdakinin isteyeceğini düşündüğümüz biri gibi olmaya çalışmadık. Kötü huylarımızı, alışkanlıklarımızı, taraflarımızı açıkça patır patır saydık döktük. Karşı tarafta gördüğümüz yanlışları da hatırlattık mertçe. Ve bunları açık yüreklilikle ve olgunlukla aldık, kabul ettik. Düzeltmeye, düzelmeye çalıştık. Sadece kendimizle değil, ailemiz veya arkadaşlarımızla ilgili de bir sorunumuz, sıkıntımız, çekincemiz varsa onları da bir bir koyduk ortaya. Seçtik içinden güzelce ve sakince. Aldık ele, konuştuk keyifle. Hallettik efendice. Evet... Kafiye seviyorum, ne yapayım?

“Yok senin annen, yok kardeşin, vay efendim teyzen, aman da görümcem, of baban, vs.” demedik. “O bana bunu dedi, şu şöyle etti, öbürü böyle baktı, diğeri şöyle yaptı, vs.” demedik. “Al şu takıtukaları, takıtukacıya götür...” demedik. Diyemezdik, çünkü o “takıtuka” değil; “takatuka”dır. Lakin şımarmamak lazımdır. O yüzden ciddiyetle devam ediyorum sohbetimize güzel Nergal'li.

Deneyimlediğim ve olumlu sonuç aldığım için örnek veriyorum bizden. Gerçekten olması gereken bu diye düşünüyorum. Ve konunun uzmanlarının da böyle söylediğini ifade etmeliyim. Bunları bilmek için illaki psikolog, terapist, vs. olmaya gerek yok. Onlar zaten varlar. Yıllarca okuyup, öğrenip, araştırıp anlatıyorlar doğrusunu. Bizler de, bu emek verilmiş hazır bilgileri bünyemize alıp, yoğurup, kıvama getirip kullanabiliriz aslında. Bilmiyorsak da öğrenebiliriz yani. Yeter ki açık görüşlü, vizyon sahibi ve yenilikçi olalım. Her fikre, zikre saygı gösterelim.

İnsan ancak onu özgürleştiren ve kendini ifade imkânı bulduğu işlerde ya da kişilerle tam olabilir, kendini bulabilir. Ruh, kendini anlatabilmek ister. Sevdiğiniz işi yapın, sevdiğiniz eşi seçin.

Konu uzun... Bu sohbet bitmez. Daha anlatacaklarım var. En güzeli, devamını diğer yazıya saklayalım. Böylece yorulmadan okuyabilirsiniz diye düşünüyorum. Yeter ki okuyun siz, anlatırım ben güzel Nergal'li.
 
Satırlarıma şimdilik son verirken; büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden...

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim sevgili Nergal Blogsever.

  • user

    İklim Dora

    Merhaba Şeyda Hanım... Ben teşekkür ederim. Sevgiler.

    5 ay önce

  • user

    Şeyda

    Müthiş tespitler harika sohbet devam yazısını okuyacağım şimdi teşekkürler

    5 ay önce