Ruh eşimi bulduktan sonra ne yapmalıyım?

Ruh eşimi bulduktan sonra ne yapmalıyım?

Merhaba Nergal Blogsever...

Ruh eşimi bulmak için ne yapmalıyım? diye sormuştuk. Aynı konulu ilk yazımızın devamı olarak başlayalım bakalım söze...

“İnsan ancak onu özgürleştiren ve kendini ifade imkânı bulduğu işlerde ya da kişilerle tam olabilir, kendini bulabilir. Ruh, kendini anlatabilmek ister. Sevdiğiniz işi yapın, sevdiğiniz eşi seçin,” diyerek bitirmiştim, oradan devam edelim.

Doğru eşi seçtiğimizi düşünerek başlıyoruz elbette ilişkiye. Karşılıklı olarak, ruh eşimizi bulduğumuzu söylüyoruz güle oynaya. Gerçi, eşten ziyade, ruh ikizini bulabilmek önemli. Ruh eşi ve ruh ikizi farklı kavramlar aslında. O konuya değineceğim ama önce kaldığımız yere geri dönelim. Doğruyu bulmaya ya da yanlış gördüğümüzü değiştirme arzusuyla başladığımız yeni hayatımızda, bir şeyler yolunda gitmemeye başladığında, sorgulamaya ve yargılamaya da başlıyoruz yaşadıklarımızı ve karşımızdakini.

“Evlilik, güzel bir ilişkiyi bitirmenin en kısa yoludur,” der Murphy Kanunları. Esprili bir yaklaşım. Evli olup olmamak değil, bu işin ehli olup olmamak belirler ilişkinin devamlılığını. Nasıl “bilirkişi” olacağız pekii bu konuda? Çok basit. Öncelikle bilirkişi olacağız ama çokbilmiş değil! Deneyimlemiş olanları, uzmanları dinleyeceğiz. Araştıracağız. Zihnimizi açacak, yeni ufuklara yol alacağız. Sabit fikirli değil, açık görüşlü olacağız. İllaki kendimizi geliştireceğiz. “Biz anadan babadan böyle gördük. Ezelden beridir cahil yaşadık, cahil yaşarız,” demeyeceğiz. En önemlisi de, kendimiz olup, yine kendi gibi olabilen insanı seçeceğiz.

Hem bunları yapmayız hem de karşımızdakini yargılar ve suçlarız. Çünkü suçlamak, düşüncemizi doğruca söylemekten daha kolaydır. Bu yüzden, kendimizin aslında olmak istediği şeyle suçlamış oluruz karşımızdakini. Empati yaparsak, daha kolay algılayabiliriz konuyu ve karşımızdakini.

İnsanları yargılamayı, bilinçsiz bir güdüyle yapıyoruz. Bunu neredeyse hepimiz yapıyoruz, “Ben yapmam,” diyen kendine de dürüst değildir. Yargılanan da olsak, yargılamayı yapan kişi de olsak fark etmiyor. Sonuç değişmiyor.

İnsanlar birbirini iki ölçüte göre yargılıyormuş güzel okur. İlk izlenimler konusunda bir uzman ekip, on beş yıldan uzun bir süre araştırma yapmış. Ne gerek varsa o kadar vakit harcamaya? Bana sorsalardı da söylerdim. Tamam... Şımarmak yok...

Yeni biriyle tanıştığımızda kendimize hemen soracağımız ve hemen cevaplayacağımız iki soru şunlar olmalıymış:

1- Bu kişiye güvenebilir miyim?

2- Bu kişiye saygı duyabilir miyim?

Psikologlara göre bu soruları kendimize sormak, o kişinin samimiyetini değerlendirmemize yardımcı oluyor. Gördüğünüz üzere, samimiyet her şeyin başı. Doğal olmak, doğal kalmak en doğrusu. Biliyoruz da söylüyoruz.

“Hayatta kalmamız için bir kişinin güvenimizi hak edip etmediğini bilmek önemlidir,” de diyorlar ek olarak. Sosyal yaşantımızda, aile hayatımızda, iş dünyasında, vs. geçerli olan en önemli şeydir samimiyet. Düşünsenize; işini çok iyi yapan yetenekli bir patronunuz ya da iş arkadaşınız var. Ve fakat nemrutun teki. Asık suratlı, azarlayarak, aşağılayarak veya sadece gülümsemeyerek zindan ediyor size o hayatı. İşinde pek iyi olmasının ne anlamı kaldı, değil mi? Yetenekli olduğu kadar samimi, sıcak, güler yüzlü ve güvenilir olması da hayranlık uyandırır kişinin. Yüzünüze gülen ama arkanızdan türlü türlü laf eden arkadaşlarınızdan yakınmaz mısınız hiç? Ya da olmadığı gibi görünüp sonra da gerçek yüzünü gösteren sevdiceğinize kahretmez misiniz?

Aslında olmadığımız biri gibi veya daha iyiymiş, daha güzelmiş, daha şıkmış, daha dahaymış gibi görünmeye çalışmamız; bizi daha güvenilir yapamaz maalesef. Kesin bilgidir, yayalım arkadaşlar. Tamam, biliyorum, şımarmıyorum, ok... Kıvanç Tatlıtuğ veya Chris Hemsworth gibi de görünseniz ya da Meryem Uzerli veya Margot Robbie gibi de görünseniz; fiziğiniz, kıyafetiniz, maddi durumunuz güvenilirlik için yeterli değildir. Tabii bu ünlüleri sadece güzel ve yakışıklı olarak kabul edildikleri için, fiziksel görünümle ilgili olarak örnek verdim. Yoksa kişilik anlamında değil. Tanımıyorum çünkü. Siz tanıyor musunuz? O halde yüzeysel geçelim.

Bilinen kişilerden örnek verdim daha net görelim diye çünkü bir insanın yüzünü inceleyip yargılarken dört tane ipucunu analiz ediyorlarmuşuz: Bebek yüzlülük, aşinalık, uygunluk ve duygusal benzeme. Bir güleryüze, bir samimiyete, bir sıcakkanlılığa ne oldu acaba? Bebek yüzle nereye kadar güven sağlanacak, anlayabilmiş değilim. Hep maddesel, fiziksel bakıyoruz olaylara ve kişilere. Maneviyata ve ruha bakmayı bilebildiğimizde, güvenilir bir ilişkiye ve hayata adım atmış olacağız halbuki.

Artık öyle bir çağa geldik ki çoğu insan kendini eşsiz bir 'gezegen' sanıyor. Ama ne yazık ki istekleri ve hak ettiğini düşündükleri doğrultusunda, sadece kendi ekseni etrafında dönen bencil ve içi boş bir gezegen! İşte bu kıvamdaki insanlar, hayatın anlamını ve içindeki yerlerini çözememiş insanlardır. Böyle insanlardan uzaklaşın acilen. Ne eş ne de arkadaş olarak seçin.

Objektif olarak baktığınızda kendinizden kaynaklanmadığından emin olduğunuz şeylerle, geçimsizliğe sebep olan insanlardan da uzak durun. Çünkü, başkasıyla geçinemeyenin, kendiyle derdi vardır. O, kendiyle yüzleşip şişirdiği egolarını deniz seviyesine indirmedikçe, anlaşmanız ve kaynaşmanız zaten mümkün olmayacaktır.

Hayatınızın, bir ömre bedel ya da bir ömre mâl olması sizin elinizde. Seçiminizi yapın. İçinde bulunduğunuz şartlar, bazen seçimlerinize dönüşür. Bazen de seçimleriniz,  içinde bulunduğunuz şartları geliştirir. Ve hayat ikisini de eleştirir.

Tercihinizi yapın. Neyi tercih ettiğiniz değil, neden tercih etmediğinizdir asıl sorun. Bu yüzden kendinize, neyi neden tercih edip etmediğinizi bir sorun?!.

Hayat bize ne mutluluk, ne adalet, ne huzur, ne aşk, ne özgürlük, ne de mucize vaat eder.  Bunları doyumsuz insanoğlu arzu eder ve çekinmeden hayattan ister. Bilmez ki aslında her biri bünyesinde mevcut. Bilmez bunları içinde harmanlayıp sonra da çıkarıp kullanmayı. Böyle yapsa, hayatı kendisi güzelleştirecek oysaki. Hayat, siz çabalarsanız iyileşir. Siz içinizdeki yaşam enerjisini mutluluğa çevirirseniz ve kendiniz olarak kalmayı becerebilirseniz, hayatınız daha yaşanır ve çekilir hale gelecektir. Kendinize bir iyilik yapın ve bu kişi eşiniz bile olsa, hiç kimseden iyilik beklemeyin. Başkalarına özenmeyi, kendinizinkini başka hayatlarla kıyaslamayı bırakın. Sadece dün'e bakın ve bugün daha iyi ve mutlu bir insan olmaya çalışın.Öyleyse artık siz, 'siz' olabilirsiniz. Olabilir misiniz?

Sevdicekler...

Birbirinizin gün ışığı olun ve geleceğe bakan yolunuzu aydınlatın. Problemin bir parçası iken, 'çözüm' olamazsınız. Yarattığınız problemin farkında olup, egolarınızdan ve hırslarınızdan arınıp gururunuzu doğru yöne kanalize edip, empati kurup çözüm bulmaya çalışın beraberce. Ömrünüzü hiç yoktan tartışmalara kurban etmeyin, bir içten gülümsemeye kurban olun. Sevgili, dost, sırdaş, arkadaş, kanka olun. Birbirinize yetmesini bilin. Birlikte eğlenin. Her halükarda neşenizi koruyun. Çocuklar gibi şen kahkahalar atın. Küçük şeylerden mutlu olabilen insanlar vardır. Bir de küçücük şeylere üzülebilen. Siz, hangisi doğru, seçin. Kimse kusursuz değildir. Birini seversin ve o kusursuz olur. Birbirinizi gerçekten sevin.

Hayat şartları zor ise siz de ona ne kadar dayanıklı olduğunuzu gösterin. Eşinizle birlik olun, birlikten kuvvet doğar. El ele verin. Gün doğmadan neler neler doğar.  
Hak ettiğimiz, hata ettiğimiz ve heba ettiğimiz zamanlardır hayat. Hiç yoktan harcamayın ömrünüzü cancağızım.

Konu gerçekten uzun, yapacak bir şey yok. Devamını bir sonraki diğer yazıya aktaralım mı? Daha “Ruh eşi ve ruh ikizi” hadisesini anlatamadım yahu.

Görüşmek üzere...

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim sevgili Nergal Blogsever.

  • user

    İklim Dora

    Merhaba Şeyda Hanım... "Chris Hemsworth'de kim, Kıvanç Tatlıtuğ can'dır?" diyorsunuz?!. Pekii... ツ Sevgiler.

    6 ay önce

  • user

    Şeyda

    Okudum harikasınız ne diyebilirim birde kıvanç tatlıtuğ harika :)

    6 ay önce