Para mutluluk getirir mi?

Para mutluluk getirir mi?

Merhaba Nergal Blogsever...

İyi, sağlıklı, güvende ve huzurlu olduğunuzu temenni ediyorum. Ne olur, öyle olun. Kendinize dikkat edin. Elinizde olmayan sebepler hariç, henüz virüs tehlikesinin geçmemiş ve hatta belki de uzun süre geçemeyecek olduğunu unutmayın. Tedbiri elden bırakmayın, hemen rehavete kapılmayın. Yeni yeni şeyler türüyor bilim kurgu tadında, biri bitmeden yenisi geliyor ve gelmeye de devam edecek gibi görünüyor. Bu yüzden akıllı, öngörülü, mesafeli, tedbirli olun.

Hayır, sıkılmayın hemen. Gerçekleri kabul ederseniz, gelişmeleri de o oranda rahat rahat takip edip, önlemlerinizi alabilirsiniz. Ve böylece hem olumsuz çok şey varmış gibi hem de olumsuz hiçbir şey yokmuş gibi davrandığınız için, huzurunuzu kaçırmamış olursunuz. Bunları birbirimize ara ara hatırlatmalıyız diye düşünüyorum. Çünkü unutmaya meyilliyiz canım okur. Evet. Durum bu. Unutmamamız gerekenleri hatırladığımıza göre, konumuza dönebiliriz.

Konu ne? Biliyorum, biliyorum, unutmadım! Sipariş verdiğim bir kitap için kargoyu bekliyordum. Bir türlü gelmek bilmedi. Ama bunun şu günlerde normal olduğunu düşündüm. Çünkü, en gerekli şeyden gereksizine her bir şeyi sipariş ediyoruz çoğunlukla. Ve bu da kargolarda aşırı yoğunluğa sebep oluyor. Onların halinden de anlamak lazım değil mi canım Nergal'li? Ben de aylık elzem gıda alışverişi hariç pek bir şey almak ya da mağaza gezmek için çıkmıyorum dışarı. Gerçi normal zamanlarda da pek çıkıp mağaza gezdiğim yoktu. Sevmem öyle "Ne alsam, nerelere baksam" diye saatlerce mağaza ya da alışveriş merkezi gezmeyi. Epey uzun zamandır gerçekten gerekli olan şeyler dışında alışveriş yaptığımız da yoktu zaten. Fakat dışarı çıkmadığım için, habire internetten sipariş de vermiyorum olur olmaz her şey için.

Kargoyla evime gelen tek sipariş; kitap şu günlerde. Kargocular da bu konudan muzdarip aslında. O kadar ilginç siparişler varmış ki gereksiz, isyandalar artık. Olmazsa yaşayamayacağınız, hayatınızı idâme ettiremeyeceğiniz türden ihtiyaçlarmış gibi akın akın sipariş ediliyormuş farklı farklı şeyler. Avm'lere yine aynı mantıkla koşan insanlarla yapılan röportajları da gözyaşları içinde izlemiştim. Yok, gülmekten ağlamıştım! Sinirim bozuldu çünkü. Trajikomik durumlarını izlerken, bir yandan da, herkese akıl fikir dağıtılırken onların nerelerde olduklarını düşündüm. Muhtemelen yine alışveriş peşindeydiler.

Alışveriş, ilginç bir konu. Ve sahip olma duygusu da ona keza. İyi ve bize göre olduğunu düşünüp seçtiğimiz eş adayımızla, krediler ve 'ya sabır'lar çekip, başkaları eğlensin de "Vay be, ne kadar da şâşâlı!" desin diye pahalı düğünler yapıyoruz. Sonra sadece bir iki odasını kullanacağımız halde, kocaman gösterişli evlere sahip olmak istiyoruz varımızı yoğumuzu verip. Keyifle oturamadığımız koltuk takımları alıyoruz örneğin, başkaları gelince "Ne kadar şık bir takım!" desin ve birkaç saat keyfini sürsün diye. Bilmem kaç K olduğuyla övündüğümüz koca ekranı akşamdan akşama, kısıtlı vakitlerde açıyoruz ve karşısında uyukluyoruz. Diğerlerinin yanına dolaba attığımız marka kıyafetimizi giyip, sadece zamanı değil ne kadar varlıklı olduğumuzu da gösteren marka saatimizi takıp; anahtarını masaya göz önüne bıraktığımız pahalı ve çok sık kullanamadığımız arabamıza atlayıp, çok da zaman bulamadığımız ve nadir kullandığımız havuzlu yazlığımıza gidiyoruz birkaç gün belki mutluymuş gibi hissederiz diye. Peki niye?

Yanlış anlaşılmasın. Zengin olmanın hiçbir kötü tarafı yok. Pahalı şeyler satın almanın da. Benim derdim bunları dişinden, tırnağından, rızkından arttıranlarla. Kredi kartı borcu yapıp, sırf havalı ve varlıklı gibi görünmek için bir aylık maaşının bilmem kaç katına telefon alanlarla. İnsanlar büyük fedakârlıklar yaparak pahalı ürünler almaktan çekinmiyorlar. Çünkü, etrafımızda her yerde bizi bir şeyler satın almaya yönelten bir çok etken de var. Sürekli bir şeyler satın alıyoruz ama bir bakıyoruz kısa sürede yenileri çıkmış. Biz de böylece hemen yenilerine yöneliyoruz. Bu döngü içinde de yaşayıp gidiyoruz umursamadan.

Gerçek anlamda varlıklı olan insanlar, bunu gösteriş malzemesi haline getirmiyorlar zaten. Maddi olduğu kadar, manevi anlamda da varlıklı onlar. Ayrıca paylaşmayı, mutlu olmayı ve etmeyi de biliyorlar.

Konumuz varlıklı ya da yoksul olmak da değil; ihtiyacımızdan fazlasını tüketmek üzere sahip olma hissine ve hırsına kapılmaktan bahsediyoruz! Ortalama bir gelir düzeyine sahipken, gereksizce aldığımız eşyaların ve bilumum ürünün bize sahip olmasına izin vermemizden bahsediyoruz! Aslında çoğunu okumadığımız ve okumayacağımız halde, sadece dekor amaçlı kullandığımız kitaplık da gereksiz örneğin. Gerçek anlamda okuyacağımız kitapları yere üst üste, bir köşeye minik bir rafa, çalışma masasına, vs. dizmek bile daha anlamlı, masrafsız ve gösterişsiz oysaki. Vakit ve nakit olarak boşa harcanacak bir dakikamız yok oysaki!

Para harcama çılgınlığımız, para harcanan şeyin bize verdiği haz ile doğru orantıda artıyor. Ama bu tatmin duygusu, çoğu zaman kısa süreli oluyor. Deneyerek ve farkına vararak gözlemleyebiliriz bunu. Bu yüzden, paramızı harcarken en azından bizi uzun süreli ve kalıcı mutlu ederek hayatımıza değer katacak güzel şeyler yapmayı düşünebiliriz, değil mi? Gerçi bazı insanlar da, kendilerine has, özel, eşsiz deneyimleri yaşamak için fazla para harcıyorlar. Bunun bir ortası olmalı mı? Bilmem! Ama bu arada başka birileri de artık pahalı marka çantalar, ayakkabılar, falan filanlar yerine organik doğal ve gösterişsiz harcamaları tercih ediyorlar mesela.

Yine de daha pahalı, daha lüks, daha yeni olanı almaya hevesli olma gerçeği değişmiyor. Pahalı ürünlerin daha kaliteli olduğunu düşünüyoruz -ki bu bazı şeyler için gerçekten doğru olsa da-  aynı kalitedeki daha ucuz olanı satın almıyoruz elimizdeki son kuruşu verecek olsak bile?!.. Her konuda birçok araştırma yapılıyor biliyorsunuz. Neden pahalı şeylere yöneldiğimizi de araştırmışlar. Örneğin iki ayrı gruba, plasebo tadında ağrı kesiciler verilmiş ve bir grubunkinin yüksek fiyatlı bir yeni ürün olduğunu söylemişler. Ve bu grup, hapın gerçekten hızlı bir şekilde etki ettiğini belirtmiş.

Ne de olsa yeni ve pahalı bir ürün değil mi?

Her şeyin daha çoğuna sahip olmak için, paranın da fazlasına ihtiyaç var tabii. Peki... Daha fazla para, daha fazla mutluluk mu demek? Durun, cevap vermeyin! Bunu da araştırmış güzel bilim insanları. Cevabı bekletmeden vereyim: Evet! Para saadet getiriyormuş.

Ve evet, hayatımızı idâme ettirebilmemiz için paraya ihtiyacımız var maalesef. Kiramızı ödeyebilmek, ekmeğimizi alabilmek, sağlık ve huzurumuzu koruyabilmek, vs... Bunları sağlayabilmek ve daha fazlası için de daha fazla çalışmamız lazım. Araştırmaya göre, daha çok çalışıp daha çok kazandıkça daha mutlu oluyormuşuz. Bana sorarsanız, tam olarak katıldığımı söyleyemem. Para her anlamda güç demek, evet! Fakat her güç için geçerli olduğu üzere, doğru kullanılırsa ancak bir manası olur. Daha bencil, daha cimri, daha duyarsız olunmadığı sürece daha fazla paraya sahip olmanın kötü bir tarafı yok. Gözümüzle göremediğimiz, kulağımızla duyamadığımız ve fakat hakikat olan bir şey de var ki; hem bolca parası hem de altın gibi bir kalbi olan nice güzel insan var bu dünyada. Gönlü de zengin bu insanların sayesinde, başka birçok kalp mutlulukla atabiliyor. Saygılar.

Duygusallıktan çıkıp bir başka gerçeğe bakalım. Yakın zamanda yapılan bir başka cici araştırmaya göre, çiftlerin sinir stres ve bin bir eziyetle hazırlandığı düğün seremonisi ne kadar pahalı olursa, bu çiftlerin birbirinden ayrılma olasılığı da bir o kadar yüksek oluyormuş. Gerçi bunu görmek için bir sürü araştırmaya gerek yoktu ya, neyse. Borç harçla yapılan onca masraftan sonra, birbirlerine verecek bir şeyleri de kalmıyor zannımca. Çünkü bunları karşılayabilmek için daha da fazla çalışmak, sosyal ve özel hayattan feragat etmek, vs. gerekiyor tabii. Hal böyle olunca da, çiftlerin güzel bir şeyler yapmaya ne hali ne mecâli kalıyor. Kıyamam... Araştırmada alyansa tonla para verenler, "Çok da şey yapmamak lazım" diyerek mütevazı birer alyans satın alanlardan daha çabuk ve yüksek oranda boşanıyorlarmış. Ben demiyorum, araştırmalar böyle diyor. "Ben ne derim bu konuda ne ederim?" diye soracak olursanız; "Ben bilmem, beyim bilir!" derim! Ciddi bir konu konuşuyoruz burada güzel Nergal'li, kaynatmayın hemen... Şaka şaka... Her zamanki gibi ben kaynatıyorum tabii. Ne diyeceğim; "Allah akıl fikir versin" derim. Dedim bile.

Yapmayın canım müstakbeller, sevdicekler, Romalılar, Nergalliler! Etmeyin! Kendinize, sevginize, emeğinize, günlerinize, gecelerinize yazık etmeyin. Para kazanılır bir şekilde. Alyansınız da olur, koltuğunuz da, yemek takımınız da. Ama geçip giden zamanları "Nerelerde bulsam?" diye yana yakıla haykırırsınız Mirkelam gibi koşa koşa sevdiceğinizin arkasından. Hem de iş işten geçtikten sonra.

Para mutluluk getirir evet ama itinayla götürmesini de bilir. Alıverir ruhunuzu siz hissedemeden. Siz araştırmaları bir kenara bırakıp, dürüstçe neyi ne kadar yapabileceğinizi hesaplayın ve daha fazlasını isteme hakkınızı sağlık ve huzur için kullanın. Dünyanın en zenginleri arasında da olsanız, sağlığınız yoksa her şey boş gelir. Biliyorum, bunlar kulağa ve göze haminne sözleri gibi geliyor ama maalesef gerçekler!

Ben babaannemin; "Kimde varsa az da olsa olmayana verecek, o açken kendisi tok uyumayacak, bencil değil cömert olunacak, paylaşacak ve böylece paylaştıkça çoğalacak." öğretisiyle büyüdüm. Çok da faydasını gördüm her anlamda. O kadar güzel bir his ki bu. Böyle düşünen ve yaşayan birçok insan var şu garip dünyada, emin olun.
Kendi karanlıktayken bile sizin yolunuzu aydınlatmaya çalışan dostlarınız, bol ve sağlıkla harcayabileceğiniz kazançlarınız, aramadan gelen mutluluklarınız olsun canım okur.

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim sevgili Nergal Blogsever.