Mutlu olmak için ne yapmalıyım?

Mutlu olmak için ne yapmalıyım?

Merhaba Nergal Blogsever...

Normalleştiniz mi cancağızım? Ah, normalleştiniz mi? Hayatınız nasıl devam ediyor peki?

Hayat devam ediyor bir şekilde herkes için evet ama farklı farklı şekillerde illaki. Ben sağlık ve afiyette olduğunuzu umut ediyor, en şahanesinden iyi dileklerimi sunuyorum.

Sorguluyoruz şu aralar ki umarım sorguluyoruzdur gerçek manada “Hayatın neresindeyiz, kimiz, insan hayvanı olarak mı yaşıyoruz, hayvansı duygularımızla insan-mış- gibi mi yapıyoruz, insan olmayı becerebiliyor muyuz?” diye, değil mi?

Zaman geçiyor. Bu da yaşam geçiyor, ömür gidiyor demek! Bakın, elindenizden kayıp gidiyor usulca. Bakın, bakın... Siz farkına varana dek, yok olacak.Korkmayın, onu doyasıya yaşayın. Çünkü zaman ölümlüdür. Önemsemediğiniz her an ölür gider ve asla geriye gelmez. Ölen bir daha dönemez geri, değil mi?

"Saat 14.00de oradayım...'' dediğinizde, bir dakika geçmesine izin vermeyin, zamanında orada olun! "Geç kalırsam ne olur ki biraz bekletirim alt tarafı..." demeyin. Çünkü zaman beklemez. Gecikmeyin, bekletmeyin. Zamana saygı gösterin. Zamanın zamanı kısıtlıdır, önemlidir. Onu boşa harcamayın!

Biliyor musunuz? Araştırmışlar, altmış yıl yaşayan birinin yaklaşık yirmi yılı uykuya harcanıyormuş. Benimki çok daha fazladır gerçi! Bir uyku böcüğü olarak, bunu çok da umursayamayacağım. Hani, bazısı için uykuda geçen zamanlar kayıptır ya? Öyle demeyin ayıptır ya! Biz uyku böcükleri, kayıp olan zamanın sadece doyasıya ve keyifle yaşanamamış olan anlar olduğunu düşünüyoruz. Ve uyku doyasıya uyunur. Çok da keyiflidir, bir sağa bir sola dönerken gerine esneye. Neyse, konumuza döneyim canım okur. Diğer yirmi yıl; eğitimdi, tecrübeydi derken geçiyormuş. Kalan yirmi yılda da aileydi, işti, evlilikti, boşanmaydı, falandı, filandı diye giderken, bakmışsınız ki yaşamaya zaman kalmamış!

Peki… Biz ne zaman yaşayacağız? Zamanı geri getiremeyeceğimize göre, akıp giderken önümüzde, isteyerek yaptığımız şeyler kalsın elimizde! Düşünün, henüz yaşamaya fırsat bulamadığınız şeyleri düşünün. Cesur olun. Giderek küçülen, azalan yaşamınıza iyice bakın. Size sunduğu iyi kötü deneyimleri edinin ve kullanın.

Bu sizin hayatınız ve tek kullanımlık! Birkaç tane canınız yok bonus niyetine, yenildiğinizde ya da öldüğünüzde diğerini alasınız! Tek canınız var yaşamak için şifa niyetine. Niye güzelce kullanmayasınız? Doyasıya yaşayın ve onu hiçbir şey ve hiç kimse için feda etmeyin. Bencil olun demiyorum, benliğinize sahip çıkın diyorum!
Evet, cesur olun! Doyasıya yaşayabilmek, cesaret gerektirir. Kendiniz için yaşayın, başkaları için değil! Özgürlüğünüzü kimselere vermeyin. Her ânınızı değerlendirin. Boşa geçireceğiniz tek bir saniyeniz yok! Ama her ne yapıyorsanız, kendiniz istediğiniz için yapın ve yaparken de yaptığınız şeye odaklanın. En basit şeye bile... Yemek yiyorsanız, sadece yemeğinizi yiyin!Bir müzik dinliyorsanız, sadece onu dinleyin, başka bir şeyi değil! Bir iş yapıyorsanız, sadece ona odaklanın ve layıkıyla yapın, baştan savmayın.Sevdiceğinizle ilgileniyorsanız, onu hücrelerinize kadar hissedin.

İşte o an, zaman durur! Sevdiğiniz şeyi yaparken, zaman durur ve keyif almanızı bekler! Keyif alın o halde...

Âşık olduğunuzda hissettiğiniz duyguları düşünün. Sevgilinizin gözlerinin içine bakarken duran zamanı hatırlayın. Anladınız değil mi? İsterseniz zamanı durdurabilirsiniz. Ama sadece ondan keyif aldığınızda! Öyleyse bunun tadını çıkarın. Çünkü zaman ne de olsa ölümlü. O an dursa da ilerlemeye devam etmek zorunda. O halde, öyle doyasıya, öyle özgür yaşayın ve keyif alın ki durdurduğunuz her an biraz daha ölümsüzleşsin!

Hayatı doğru yaşadığınız sürece, zaman da size cömert davranacaktır.Herkesin doğru'su farklıdır. Sizinki ne ise sizin için ne doğruysa onu yapın. Başkalarına kulak asmayın.Mutlu olmak o kadar kolay ki... Yapacağınız tek şey; yaşamın size sunulan bir hediye olduğunu algılayıp "Kim ne demiş ya da ne der?" diye düşünmeden, sadece kendiniz için var olmayı bilmek!

Tekrar edeyim! "Bencil olun," demiyorum. "Kendinizi sevin ve saygı gösterin," diyorum sadece! Siz kendinizi sevip saygı göstermezseniz, kimseden de bunu bekleyemezsiniz. Çünkü zaten alamazsınız!

Meditasyon yapın mesela! Ha, meditasyon nedir? Öyle, bir sürü paralar ödediğiniz yerlere gidip, sözde size kendinizi bulduracağını söyleyen insanlarla vakit öldürmek değil söylediğim. Herkes gerçek manasında yapamaz zaten. Yapabilen yüce insanlara da  her yerde rastlayamazsınız. Ticari kaygıdan uzak, bunu felsefe edinmiş ve insanlara faydalı olma sevdalısı birilerini bulursanız kaçırmayın tabii ama şartı da yok. Peki, ne yapacaksınız?

Alın size meditasyon;Her ne yapıyorsanız ona odaklanın ve en iyi şekilde yapın başka hiçbir şey düşünmeden!Zaten meditasyon da o değil midir ki 'Bir şeyi tam anlamıyla yapmayı öğrenmek!' Hah... Siz de öyle yapın. Zamanı durduran anları hatırlayın. Bir de bakıp göreceksiniz ki hayatın içinde her ânınız, meditasyon yapıyor gibi huzurlu dakikalara ve saatlere dönüşmüş...

İşten çıktınız mı, bırakın oradaki meseleler orada kalsın evinizin kapısından içeri girerken... Tartıştınız mı biriyle, bırakın o sorun orada o kişiyle beraber kalsın siz oradan hızlı ve sakin uzaklaşırken... Film mi izlediniz, bırakın karakterler oyuncu olarak kalsın siz ekranı kapayıp çay koymaya giderken... Evde eksik mi var, bırakın bir şekilde tamamlanır diye düşünüp kapıyı çekip komşuya giderken... Dostunuz sizi incitti mi, bırakın zamana o her şeyin ilacı derken... Koyun şimdi en sevdiğiniz müziği,  oturun en rahatından koltuğunuza, gözlerinizi kapayın ve sadece ama sadece, size ne  ne anlatıyorsa, ne hissettiriyorsa onu dinleyin. Zihninizi boşaltın. Bomboş olsun. Müziğin tınılarından başka hiçbir şey düşünmeyin. Her ne yapıyorsanız ona odaklanın ve sadece onu düşünün dedik ya... Hatta bir yazımda müzik listesi vermiştim en huzurlusundan, müziğin şifasından bahsetmiştim. Hah... Açın oradan bir parça, gerisini melodiye ve tınılara bırakın. İşte... Alın size meditasyon!

Ben çok mu biliyorum da söylüyorum canım Nergal’li? Hayır tabii ki… Ama en azından ne yapmamam gerektiğinin, hayatın ve kendimin farkındayım. Farkındalık çok önemli. Farkına varın hayatın ve gidişatın. Yanlış olana ses verin avaz avaz. Korkmayın, yılan’ı yaşatmayın size dokunmuyor nasılsa diye. Çünkü başkalarına zarar veriyor sonuçta. Bir gün size de gelir yoksa sıra. ”Hayır” deyin! Ayıp olmasın diye, canlar sıkılmasın diye, vay efendim o üzülmesin kırılmasın diye dediğiniz evetleri atın bir kavanoza, kapayın kapağını ve sallayı sallayı vurun duvara! Kavanozla birlikte parçalanıp gittiler siz sağ onlar selametle. Gözünüz aydın.

Hayatın her anını değerlendirmeyi ve o anları da doyasıya yaşamayı öğrendiğinizde, aslında çok da zor olmadığını göreceksiniz zamanın kıymetini bilmenin. Hayat upuzunmuş gibi gelebilir ancak değil. Evet hayat uzun bir ömür boyu ama aynı zamanda çok kısa çünkü bir nefeslik sonu.

Hayat çok kısa a dostlar, Nergal’liler, Romalılar, Yurttaşlar! Zaman gerçekten az. Yapabileceğiniz çok şey, kullanabileceğiniz az bir zaman var. Hayatı an be an yaşayın. Atlayın şimdi hayatın kucağına cesurca…

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim sevgili Nergal Blogsever.