Korona etkisi

Korona etkisi

Merhaba Nergal Blogsever...

“Ne yazsam, ne konuşsam, ne izlesem, ne düşünsem?” diye kafa yorduğumuzda konu, eninde sonunda koronaya geliyor, değil mi? Biliyorum, biliyorum. Ama üzülmeyin, bu çok normal bir durum ve şu an herkes için geçerli. Yani yalnız değilsiniz.

Biz de eşimle birlikte evimizin güvenli olduğunu düşündüğümüz ortamında, ruhen ve bedenen zarar görmemek adına, Korona´dan uzak durmaya çalışıyoruz haber babında. Sadece gelişmeleri kaçırmamak için, güncel olayları bilmek için ara ara, kısa süreli haber okuyor ya da izliyoruz. Onun dışında “normal” dediğimiz hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz. Sizlerin de öyle yaptığınızı ümit ediyoruz.

Her evde, her ailede illaki sıkıntılar, dertler, kaygılar var. Ancak bunları en aza indirgemeye çalışmazsak ve bir korku kapanına sıkışıp kalırsak, maazallah hasta ederiz kendimizi boş yere. Bunun için sürekli, sakin ve soğukkanlı kalmamız gerektiğini hatırlatmalıyız birbirimize. Robot değiliz sonuçta, duygularımız var. Fakat kontrol altına alınamayan duygular, bizi bir çıkmaza da sürükleyebilir.

Tedbir amaçlı olarak fiziken sanki her yer ve herkes virüs barındırıyormuş gibi yapacağız. Ruhen de sanki her şey yolundaymış, aman efendim etraf güllük gülistanlıkmış, durumumuz da iç güveysinden halliceymiş gibi yapacağız. Ki; mümkün olduğunca sağlıklı kalabilelim her yönden. Bakın; hep-mış gibi yaptık. Evet. Böyle yapmak mecburiyetindeyiz. Yoksa, dediğim gibi her yönden hasta olmamamız işten bile değil. Korunacağız, koruyacağız... Kafayı sıyırmayacağız, dibinde biraz bırakacağız ki; bünyemiz güzelce nasiplensin.

Ama bazen karışıyor kafalar. Neyi niçin yaptığımızı, nerden nereye gittiğimizi, nasıl yapacağımızı şaşırır olduk. Örneğin ben... Oturdum yazıyorum değil mi şimdi buraya. Hah... Birden kalkıyorum ve diğer odaya gidiyorum. "Ne yapacaktım ben ya? Niçin bu odaya geldim?" diyerek kalıyorum kapı eşiğinde. Düşün düşün bulamadığım için; "Gideyim geri masama da oturayım, tekrar kalkıp geleyim, bakalım belki hatırlarım?” diyorum. Ama yok, olmuyor. Ya da mutfağa giriyorum, açıyorum buzdolabını, bakıyorum boş boş içine. “Ne almaya, yemeye, içmeye geldimdi buraya?” deyip üzgün ve kendime kızgın bir şekilde geri dönüyorum önceki konumuma. Eh, hatırlayamadığım için kızıyorum tabii kendime!

Nasıl olabilir ki böyle bir şey? Bu kadar kısa zamanda, birkaç dakikalık anda, neyi,neden yapacağını unutabilir mi bir insan? Yoksa, şu Alman mı geliyor ziyaretime? Hani Alzheimer olan? Yok, yok... Öyle bir şey değilmiş güzel Nergal Blogsever. Geçici bir durummuş ve herkesin başına gelebilirmiş.

Bunun adı: Kapı Etkisi (Doorway Effect)  / Giriş Amnezisi.

Kapı etkisi bir kapıdan geçtiğimizde beynimizde meydana gelen geçici hafıza kaybı durumu. Kısa süreli bir amnezi.

Yani unutkanlık veya dalgınlık değil. Mekan değiştirdiğimizde beynimizin, yeni çevreye uyum sağlama sürecini yeniden oluşturabilmesi  için zamana ihtiyacı olduğundan,  geçici bir hafıza kaybı yaşamış gibi oluyoruz. Beynimiz, bir an içerisinde sadece tek bilgiyi işleyebiliyormuş. Bu nedenle de konsantre olduğumuz şey dışında geri kalan her şey hafızamızın gerisine itiliyormuş. Yani her yeni mekanda, ona odaklanabilmek için, bir öncekini geri plana itiyor.

Zihnimiz gün boyu meşgul tabii. Yapacak işlerimiz, planlarımız, düşüncelerimiz var ve beynimiz de bunlarla somut eylemlerimiz arasında geçiş yapıp duruyor habire. Rutin yaptığımız şeyler de durum farklı, diğerlerinde farklı işliyor. Örneğin ben düz bir güzergahta  araba kullanırken yanımdaki kişiyle konuşabiliyorum. Fakat bir viraj alacaksam, bir yere döneceksem, konuşmam otomatik olarak duruyor. Eylemi gerçekleştirip, eski konumuma gelince yine konuşmaya devam edebiliyorum. Ama bu da normalmiş. (Şükür ki!) Bu da beynimizin büyük resimden çıkması anlamına geliyormuş. Çünkü gün içinde yaptığımız küçük eylemlerin birçoğu, daha büyük bir eylemin parçası.

Yine kendimden örnek vereyim; Arabadan bir şey almak için evin önüne çıkacağım ya. Bulunduğum yerden  anahtarı koyduğum yere gitmek üzere hareketlenmem ve anahtarı alıp dışarı çıkmam gerekiyor değil mi? Hah, işte karışıklık burda başlıyor!

Oturduğum yerde arabada kalan not defterimi alabilmek için, anahtarımı nereye koyduğumu düşündüm diyelim... Hatırladım. Sevinçle kalkıp  anahtara doğru emin adımlarla ilerlerken, yerde duran eşimin çorabını gördüm. İçimden, neden buraya attığını düşündüm. Sonra kirli mi, temiz mi diye baktım. Temiz ise orda kalmaması için hemen dolaba yerine, değilse kirli sepetine atmak için o yöne gittim. İşimi gördüm etrafı toplamış olmanın verdiği huzurla ve tekrar otomatik bir hareketle anahtarın bulunduğu odaya girdim. Ama o da ne? Buraya neden geldiğimi ve ne yapacağımı zerre hatırlamıyorum. Oldum mu size psikolojik deli?

Anahtarı almayı planladım, o da dışarı çıkıp arabaya gitme planımın bir parçasıydı ki o da daha önemli bir planın yani arabadan not defterimi alma planımın bir parçasıydı. Ne kadar karmaşık değil mi böyle anlatınca? Velhasıl bu karmaşık sıralamada  durum şu;

Anahtar ihtiyacım aklıma geldi, onun üzerinde yoğunlaştım. Sonra kısacık bir an için aklım başka yere gitti ki burada o şey çoraplar oluyor. Ve ta ta... “Kapı Etkisi” beni şıp diye yakalıyor. Aslında gitmem gereken yere gittiğimde, konunun ne olduğunu çoktan unutmuş oluyorum tabii.

Yani mekansal değişikliğe beynin adapte olma süreci ile birlikte, zihin akışımızda dikkatimizin saniyelik de olsa dağılması da kapı etkisine neden olabiliyor.  

Anlatırken yoruldum vallahi!

Oysa ben, beynimizin ne kadar güçlü olduğunu düşünüyordum. Bu etki aynı zamanda ne kadar zayıf olabileceğini de gösteriyor o halde. Araştırmalar da yapmaya çalıştığımız birçok iş arasında acelece düşünülmüş şeylerin, ortam değiştiğinde unutulduğuna işaret ediyor zaten. Kapı, beynimizin yeni şeylere odaklanabilmesi için önceki düşündüklerini unutmasını sağlayan bir tetikleyici görevi görüyor gibi sanki.  Hani, internet başında ki bana çok oluyor! Anlık bir şey düşünüp web siteleri arasında geçiş yaptığımızda da ne arayacağımızı unutabiliyoruz o saniye. Orada da metaforik bir kapıdan geçmiş oluyormuşuz, o yüzden bu etkiye maruz kalabiliyormuşuz.

Sonuç itibariyle, biz normaliz. Normal olmayan bir şey yok. Bir demans veya yaşlılık belirtisi de değil, unutkan da değiliz. O halde gönül rahatlığıyla yazımı bitirip bergamotlumu alıp bahçeye çıkıp yeni doğan kedimiz Topaç ile oynayabilirim.

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim sevgili Nergal Blogsever.

NOT: Buradan kalkıp ne yapacaktım ben?