Anneler Günü nedir? Neden kutlanır?

Anneler Günü nedir? Neden kutlanır?

Merhaba Nergal Blogsever...

Sen, yaratılmışların en özelisin; İnsan'sın!

Sen, insanların en özelisin; Kadın'sın!

Sen, Özel'sin! Sen, Hayat'sın!

Sen Anne'sin!

Anneler Günü'n kutlu olsun.

Beyler, sizlere de merhabalar ama kusura bakmayın, bu özel gün sebebiyle sözlerime, hemcinslerime seslenerek başlamak istedim.

Başta, -torpil kontenjanından- kendi annemin, toprağı bol olsun cancağızım eşannemin ve Nergal ailesi annelerinin olmak üzere, Anneler Günü'nü kutluyorum güzel okur. Sizlerin,  nefesini hissettiğiniz annelerinizin de ellerinden, yanaklarından öperim. Selamlar, saygılar. Sesine, nefesine hasret kaldığınız annelerinize de Allah'tan rahmet dilerim.

Anne olmak çok zor. Çocuğum yok ama biliyorum. Sonuçta benim de bir annem var ve ben de bir zamanlar çocuktum. Ayrıca anne olan yakınlarım var. Okuyorum, gözlemliyorum, biliyorum da söylüyorum yani. Ve kadın olduğum için de illaki ‘anne’ olmak zorunda değilim! Değiliz!

Her kadın potansiyel ‘anne’ değildir! Güdüsü her daim içindedir, o ayrı. Doğasında var sonuçta. Anaçtır kadın, derleyici toplayıcıdır, düzenleyici birleştiricidir, idarecidir lakin bu yüzden çocuk yapmak zorunda değildir.

Her kadın potansiyel ‘anne’değildir! Olmak zorunda da değildir!

Her erkek potansiyel ‘baba’değildir! Olmak zorunda da değildir!

Öncelikle kadının ve eşinin kararıdır çocuk yapıp yapmamak, anne/baba olup olmamak.  Ve bu da ‘özel hayat’ kavramının içine girer ki sorgulanamaz.

“Hayırdır, niçin böyle celallendin birden?” diyecek olursanız; “Birden olmadı, her şey yıllar yıllar evvel başladı...” diye şımararak cevap vermeye başlarım ki; daha fazla sinirlenmeyeyim. Çünkü olur olmaz, bilir bilmez, hadli hadsiz, yerli yersiz sorulagelmiştir şu meşhur soru meraklı insanlar tarafından “Çocuğunuz var mı? Yok mu? Ah, niye yapmadınız? Yapın bir çocuk! Çocuksuz olur mu canım, büyür gider o öyle!”

Tabii... Nezaketi elden bırakmadan “Doğurmak değildir annelik” denilemeyeceği için anneliğin 'doğurmak'tan ibaret bir vasıf olduğunu sanan o insanlara, kibarca gülümseyerek ortamı terk etmek suretiyle cevap vermiş oluyoruz.

Bir çocuğun sorumluluğunu almak zordur. Keyifli olduğu kadar yorucu da bir olay 'çocuk yetiştirmek'. Çünkü nihayetinde bir 'insan' yetiştiriyor ve şekillendiriyorsunuz. Ona ne verip veremediğiniz çok önemli. Maddiyattan ziyade maneviyatını, ruhunu, kişilik gelişimini önemsememiz lazım minik insanın. Kız-erkek evlat ayırt etmeden sık sık sarılmak ve onu ne kadar çok sevdiğini söylemek lazım. Velhasıl, doğurmak yeterli gelmiyor 'anne' olabilmek için.

Biz ailecek sadece doğum günlerini 'özel' sayıyoruz. Çünkü kişiye özel. Çünkü; varlığı varlığımıza can katmış. Kocaman bir ''Seni çok seviyorum. İyi ki doğmuşsun!'' diyoruz birbirimize. Bu yüzden de adı 'özel' olan diğer günleri kutlamıyoruz. Ama yok da saymıyoruz. Kutlamak isteyeni de sayıyoruz, seviyoruz.

Anna Jarvis diye bir kadıncağız türetmiş bu Anneler Günü hadisesini. Kendi annesi için kilisede anma töreni yapıp ki; ta 1905’lerde oluyor bu, olayın bu günlere gelmesine ön ayak olmuş ister istemez. Sonra da ‘'Bu işi ticari bir kara ve kaygıya dönüştürüyorsunuz,‘' deyip kızmış insancıklara. Yetmiş yaşındayken, kız kardeşiyle Philadelphia’da yaşadığı evinin kapısına ''Uzak durun!'’ tabelası asmış artık nasıl sıtkı sıyrıldıysa insanlardan? Seksen dört yaşında ölmeden önce de ‘'Anneler gününü başlattığıma çok pişmanım!'’ demiş bir gazeteciye.

Ona bakarsanız, her gün özeldir. Her yeni gün bir armağandır. Nefes alarak yatıp, nefes vererek kalkamamak var bir gün yataktan. Onun için kıymetini bilmek lazım. Annelerimizin, babalarımızın da kıymetini bilmemiz lazım henüz yanıbaşımızdalarken. Ölüp gittikten, yitip bittikten, iş işten geçtikten sonra bilinmemeli değerleri. Sonradan gelmemeli aklımız başımıza. Anne ve baba sıfatını hiç hak etmeyen ve ne yazık ki 'insan' olduklarını beyan eden varlıklar yok mu? Elbette varlar. Ancak biz onlardan bahsetmiyoruz. İşte, onları yok sayıyoruz!

Çocuğun ilk öğretmeni annesidir. Daha sonra da baba gelir. Ebeveynlerin anne ve baba olarak eğitemediği ve güzel bir insan olmasını sağlayamadığı çocuğuna; 'iyi' bir okulda, 'iyi' bir öğretmen araması da da ilginç ve düşündürücü bir konudur zannımca. Ve lakin bunun için ebeveyn öncelikle kendini eğitmelidir. Bir kadın ve bir anne olarak; bir erkek ve bir baba olarak doğruları bilmelidirler ki ona ilk doğruları gösterebilsinler.

Buradan sonra da öğretmenin önemi ortaya çıkmakta. Bolca tatil, hafta sonları evde kalabilme, belirli haklara sahip olabilme gibi nedenlerle öğretmenliği sadece bir 'iş' olarak görenlerden bahsetmiyorum tabii. Aşk olmazsa bu hayatta hiç bir şey gerektiği gibi layıkıyla yapılamaz. İşini, eşini, evini, hayatını sevmeyen insan mutsuz insandır ve bırakın minicik beyinlere bilgi aşılamayı kendine bile faydası dokunamaz.

Velhasıl önce aile bireyleri sonra da öğretmenler geliyor bir çocuğun hayatı öğrenmesini sağlamakla ilgili sıralamada. Öğretmen de bir nevi anne/babadır yani. İyi bir insan, hayırlı bir evlat, akıllı bir öğrenci, geleceğin aydınlık bireyi olmalarını sağlamak için hepimize ayrı ayrı görev düşüyor bu bağlamda.

Bir Japon atasözü şöyle diyor: “Kaç kitap okuduğun değil, hangi kitabı okuduğun önemlidir.”

Seçimlerimiz, geleceğimizi belirler. Bir sürü çocuk yapmak marifet değildir, bir çocuğa neler katabileceğiniz ve ona verebilecekleriniz önemlidir. Ve işte bu yüzden de, bir çocuğun sorumluluğunu almak ve anne/baba olmak çok zordur.

Annelerimiz baş tacımız. Ama bazen, çocuklarını yanlış yetiştirdikleri oluyor. Kendi işini kendi gören, sorumluluğunu bilen, ayakları üzerinde duran birer insan olabilmelerine, istemeden mani oluyorlar onların yerine her şeyi yaparak. Haklıyı haksızı ayırt etmeyi, gerekiyorsa özür dilemeyi, sorgulayabilmeyi, para için değil sevdiği için bir şeyleri yapabilmeyi, az ile yetinebilmeyi, çok olanı paylaşabilmeyi öğretemiyorlar onların yerine ve onların iyiliği için yaptıklarını sanarak bazı şeyleri.

Çok sevgili anneler, sevgili dostlar, Roma'lılar, yurttaşlar! Yapmayınız, etmeyiniz. Çocuklarınızın fabrika ayarlarıyla oynamayınız. Sizler de bir zamanlar çocuktunuz ve kendinizden doğruyu yanlışı görüp yola çıkarak yönlendirebilirsiniz çocuklarınızı; yoksa onlardan geçmişinizin acısını çıkararak değil. Hani kayınvalide/gelin ilişkisi gibi; o da kendi gelin vasfındayken çok çekmiştir el oğlunun evinde ya? Sonra kendi kayınvalide olunca, aynı şeyleri hayattan intikam alırcasına oğlunun karısına yapar ya? Hah, işte siz öyle yapmayın, ne olur. İyi kötü geçirdiğiniz çocukluğunuzu “Biz de anamızdan babamızdan böyle gördük, ne yapalım?” deyip evladınıza yansıtmayın. Önce kendinizi geliştirin, vizyonunuzu genişletin, bakış açınızı değiştirin ki çocuklarınız da sizinle birlikte mutlu birer birey olarak yetişebilsinler.

Annelerimiz, baş tacımızsınız. Varlığımız sizlerin eseri. İyi ki varsınız.

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim sevgili Nergal Blogsever.