23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Merhaba Nergal Blogsever...

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

#23Nisan

Çocuklarımıza en güzel armağanlardan biridir 23 Nisan Bayramı. Özelliğini ve güzelliğini anlatmaya kelimeler yetmez. Kutlu, mutlu, huzurlu, şükürlü, teşekkürlü ve hep sevinçli olsun. Koronalı farklı günler nedeniyle tam tadıyla kutlayamasak da “Daha nicelerini mutlu mesut kutlarız inşallah!” diye düşünerek çocuklardan konuşasım geldi güzel okur.

Çocuğum yok, kendi irade ve isteğimizle yapmadık. Ama yeğenlerim var bolca. Sevdiklerimin çocukları, vs. yetip artıyor çocuk sevgisini yaşatmama. “Yaşamama” demiyorum çünkü illaki çocuğunun olması gerekmez bir insanın çocuk sevgisini barındırması için. Çocuğumun olmaması çocuk eğitimi ve onlarla iletişimimiz hakkında bir bilgim, bir fikrim olmadığı anlamına da gelmiyor tabii. Okuyorum, araştırıyorum. Çocuğu olmayan bir kadın ya da erkek de, çocuğu olan bir ebeveyenden daha bilinçli olabilir. Nice güzel anne baba var. Saygılar.

Ancak olamayanı da bolca var. Göz göre göre yanlış insanlar oluyor çocuklar, mutsuz birer birey olarak yetişiyorlar. Ciddi anlamda, torpilsiz ve işinin ehli olan kişilerce verilmiş sertifikalara göre ana baba olunabilse yeridir. Fakat bu ütopik hayalden çıkarsak ve acı gerçeklerle yüzleşirsek daha sağlıklı olacak. Korona sayesinde kapandığımız evlerde, hep güllük gülistanlık hayatlar yaşanmıyor. Bazı evlerde evet hayat var. Ancak bazı evlerde maalesef hayat da yok, vicdan da yok, empati de yok, şefkat de yok!

Dışarıdan uzak kaldığımız zaman içerisinde suçlarda önemli oranda azalma olmuş. Ama ya içeride, evlerde? Evet, bildiniz! Ev içi şiddet artmış. Çünkü tacizcisi, dayakçısı, baskıcısı, insanlıktan uzak olan her biri ile aynı eve tıkıldılar mağdurlar. Kaçış yerleri yok. “İmdat!” çığlığı atsalar, koşacak gelecek kimse yok. Yaşamaya çalışmak zorundalar. Hayatta kalmaya çalışmak zorundalar. Yani her evde hayat yok cancağızım.

Kimbilir nerelerde neler oluyor, göz görmüyor, kulak duymuyor. Yardıma ihtiyacı olanlara, yardım alabilecekleri her yolu denemelerini rica ediyorum. Bir an evvel huzurlu yaşantılarına kavuşmalarını diliyorum.

Çocuklarımız için de geçerli bunlar. Şiddet, zulüm, eziyet gören çocuklar var. Çocuklar geleceğimiz, yarınlarımız, umutlarımız, emeklerimiz, canlarımız. Onları üzmeyelim, ezmeyelim. Sadece sevelim. Sevgi dolsun artık kalplerimiz, sevgi ekip taptaze umutlar yeşertelim.

Artık kısıtlı zamanlarda dışarı çıkabiliyoruz ama çocuklarımızı korumak adına alacağımız önlemler değişmiyor. Ben de aklıma gelenleri, öğrendiklerimi, deneyimlediklerimi, bilgilerimi paylaşmak istiyorum hazır yeri gelmişken. Sizlerin de değerli bilgileriniz varsa, paylaşmaktan çekinmeyiniz. Mutlu oluruz. Özellikle yabancıların daha çok deneyimlediği ve başarıya ulaştığı bir yöntem var: Şifre Yöntemi.

Anne, baba ve çocuk arasında, başka kimsenin bilmediği bir şifre sözcük ya da cümle oluşturuluyor. Böylece çocuk okul veya herhangi bir yerden kendisini (sözde) almaya gelen ya da bir ortamda kendisine yaklaşan tanımadığı kişiye şifreyi soruyor. Doğal olarak bunu bilemeyen şahıs, korkup oradan uzaklaşmak zorunda kalıyor. Eğer ısrarcı olursa, çocuk çığlık atarak ya da yakınındaki tanıdığı başka kişilere seslenerek şahsın uzaklaşmasını ya da yakalanmasını sağlamaya çalışıyor.
Uygulanabilesi olduğunu düşünüyorum.

Örneğin, iç çamaşırı kuralı var, bildiniz mi? Anlamı şu: “Başkası senin iç çamaşırına ve içinde kalan kısımlarına dokunmamalıdır! Ve sen de aynı şekilde başkasının iç çamaşırına, vs. bu şekilde dokunmamalısın!”

'Yabancı' saydığımız biri için geçerli değil sadece bu kural. Aileden herhangi biri ve hatta anne - baba için dahi geçerli. Çocuk istemediği sürece ebeveyni ya da akrabalardan biri bile dokunmamalı çocuğa. Bunu öğretiyorsunuz çocuğunuza öncelikle. Detayları için internetten araştırabilirsiniz, yeter ki öğrenmek isteyin. Çünkü bilmemek sorun değil, öğrenmeye çalışmamak sorun! Ya da sorun, söyleyelim!

Çocuklarınıza en kısa zamanda; tanımadıkları yabancı insanlar ile diyaloğa girmemeleri gerektiğini, yiyecek - içecek - hediye almamaları gerektiğini, kendilerini bulundukları yerden başka bir yere götürme isteklerini kararlı bir şekilde reddetmeleri gerektiğini, ebeveynlerini tanıdığını söylüyor olsa dahi onlara güvenip sohbet etmemeleri gerektiğini, beklemesini söylediğiniz yerden siz gelmeden ayrılmaması gerektiğini, sizi beklerken bir başkasının onu almaya geldiğini söylemesi halinde o kişiyle gitmemesi gerektiğini, sizin onaylamadığınız yerlere, onaylamadığınız kişilerle gitmemesi gerektiğini, kendi istemediği sürece aileden birinin bile kendisine dokunmaya hakkı olmadığını ve başına her ne gelirse gelsin korkmadan doğruca size söyleyebileceğini çünkü onu yargılamayacağınızı ya da cezalandırmayacağınızı, aksine yardım edebileceğinizi öğretiniz.

Mahallemizde, semtimizde, parkımızda, sokağımızda, okulumuzda, vs. gönüllüler oluşturabiliriz mesela çocuklarımızı gözetecek. Ya da muhtarımıza, belediyemize, vs. başvurup bu tür güvenlik önlemlerinin alınmasını talep edebiliriz.

Onları belli bir yaşa kadar bakkala çakkala göndermeyin tek başlarına! Çakkal neresi bilmiyorum ama oraya da göndermeyin. Kendiniz gidin bir zahmet ki; zaten şu karantinalı günlerde özellikle böyle yapmak durumundasınız.

Dışarıda nerede olursanız olun, dizinizin dibinden, gözünüzün önünden, elinizin altından ayırmayın onları. Takipte ve tetikte olun.

Keyfinizin kahyası ile buluşmak için TV karşısına atmayın minikleri. Beyinlerini doldurmayın onunla bununla. Evet, çok zor şu yaşadığımız dönemde 7/24 evin içinde aktif pıtırcıklarla vakit geçirmek. Haklısınız. Fakat bir yolunu bulmak zorundasınız. Kendi beden ve ruh sağlığınızı da hiçe saymadan, bir ortak yok, bir çare bulabilirsiniz daha rahat geçirmek için bu dönemi.

Evde yalnız bırakıp kapı komşunuza dahi gitmeyin! Zaten şu karantinalı günlerde ne komşuya gitmesi canım?

Bahçenizde, kapı önünde, yakınınızda dahi olsa gözetleyin, gözlemleyin sık sık.

Çocuklarınıza erkek veya kız evlat ayırt etmeksizin, her fırsatta, ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Kucaklayın. Başını okşayın.

Yaptığı en ufak bir güzel şey için tebrik edin.

Sizin için yaptığını söyleyerek verdiği hediyesini sürekli görebileceği ve görebileceğiniz bir yere koyun.

Yaptığı resmi, söylediği şarkıyı, dans ettiği bir figürü can kulağıyla izleyin, dinleyin.

Size bir şey anlatmaya çalışıyorsa, vakit ayırıp dinleyin. Anlattığı şeyi iyi analiz edin. Çünkü size bir mesaj vermek istiyor ya da yardım istiyor olabilir.

Anlattığı şeylere inanın, ciddiye alın. Çünkü inanmadığınızı görürse, yalan söylemeye başlayacaktır ilginizi çekmek adına.

Çocuklar ciddi konularda kolay kolay yalan söylemezler. Onları yalana teşvik eden ebeveynlerinin tutumu ve davranışlarıdır.

Onlara ''Yalan söyleme!'' demeyin. ''Doğruyu söyle,'' deyin ki onu yalancılıkla itham ettiğinizi düşünmesin ve doğruyu söylemeye alışsın.

Onların minicik suratlarına, bedenlerine vurmayın. Döverek eğitim verilmez. Bilmiyorsanız öğrenin! ''Kızını dövmeyen dizini döver!'' diye büyüyen nesil iseniz; aynısını siz çocuğunuza yapmayın hayattan intikam almak istercesine.

Kendi yaşadığınız olumsuzluklar var ise, tam tersine bunların sizi ne derece üzdüğünü hatırlayın da ona göre davranın çocuklarınıza.

Hele ki aile çevresinden, arkadaşlarınızdan ya da komşulardan biri ile ilgili olumsuz ve garip olduğunu gözlemlediğiniz şeyler anlatıyorsa daha çok dikkate alın, gözlerinizi kulaklarınızı dört açın. Çünkü özellikle cinsel istismar vak'alarında tanıdık insanların hiç ummadığınız şeyler yapabildiği istatistiklerde bolca yer alıyor.

''Çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin!'' deniliyor. Kalabalık bir yerde elbet korkan çocuk çığlık atacaktır ama çocuklar bunu keyiften ve oyun olsun diye de yapar. Biz de tembihliyoruz çocuğa etrafındakilere seslenmesini, bağırmasını lakin bu anlık ve her an uygulanabilirliği olmayan bir yardım çağrısı gibi kalıyor, bilemiyorum.

TV'de, dergide, internette gördüğünüz küçük yaşta fizikleri ile para kazanması için çalıştırılan ve sırtından geçinilen çocukların ebeveynlerine özenmeyin. Çocuklarınız obje değiller.

'Sanatçı' dediğiniz insanların 'lüks' içinde yaşayan çocuklarına özenmeyin. Onların hayatı ile sizinki bambaşka. Siz, sizin var olan yaşantınızı güzelleştirmeye çalışın.

Onları genç bir kız ya da genç bir delikanlı gibi giydirmeyin. Çocuk gibi giydirin, süsleyin. Bırakın geç büyüsünler. Bakın bi' kendinize, çocukluğunuza dönmek istemiyor musunuz siz de yana yakıla?

İnternette 'özel' fotoğraflarını ya da videolarını paylaşmayın. Sizinle birlikte, bir okul müsameresinde, bir gurur tablosunda, vs. olan görüntülerden bahsetmiyorum. Türlü şirinlikler yaparken çektiğiniz, videolardan öğrendiği yetişkin danslarını yaparken çektiğiniz, makyaj yapıp giydirdiğiniz özel ve size kalması gereken anlardan bahsediyorum. Benim bildiğim, bunlar en fazla aile efradına gösterilir.

Bebeğinizi ve çocuğunuzu şapur şupur öptürmeyin herkese. Aileden kişiler bile, çocuk kendi istemediği sürece öpülmemeli.
Siz bolca öpün, koklayın, sevgi pıtırcığı yapın onları ki sizin öpmenizi istemediği takdirde bile bi' düşünün nedenini, araştırın, sorunu bulmadan zorlamayın. Başkalarına lütfen oyuncak muamelesi yaptırmayın.

Tuvalete, banyoya onunla birlikte girmemeye çalışın. Oralara başkasıyla (aileden biri bile olsa) birlikte göndermeyin. (Bebişinizle tabii ki birlikte yıkanacaksınız, çocuktan bahsediyoruz!)

Yabancılarla haşır neşir olmasını (sosyal olmasını değil elbet) sağlayacak davranışları benimsetmeyin.

Örneğin; “Oturuversin teyzesi kucağına, sıkışıversin şuraya, amcası alıver kucağına çocuğu, abi kucağına alsın seni de birlikte gidin  /oturun, öpüversin abla naz / inat etme, sarılsın amca bak seni çok sevdi,” gibi gereksiz detaylara girmeyin.

Yabancı insanlara teyze, amca, vs. dedirtmeyin. Akraba terimleri bunlar. İsimlerini kullanmaya alışsın. Örneğin, Ali Abi, Fatma Abla, Ayşe Teyze... Onlar yabancı, aileden değiller!

Başkalarının yanında aşağılamayın, bağırmayın. Aksine güzel özelliklerini söyleyin. Başkalarının çocukları ile kıyaslamayın. O sizin çocuğunuz, 'başkası' değil. Şahsına özel kişiliği, karakteri, huyları olacak tabii ki.

Başarılarını bolca övün, başarısızlıkları için suçlamayın.

El şakası yaparak, vurarak, iterek, gıdıklayarak oyun oynamayın, o şekilde sevmeyin.

Etiketlemeyin! ''Ne şapşalsın, şunu yapamadın. Geri zekalı mısın, n'pıyosun? Ne kadar tembelsin, kalk da şunu yap. Çok yaramazsın, söz dinlemiyorsun. Bi'şeyi de beceremedin, beceriksizsin. Sen onu yapamazsın, bırak,'' demeyin! Çünkü ona hangi kelimeyi, sıfatı, yaftayı uygun görürseniz; kendini o şekilde görecektir. Ve bunu sürdürmeye devam edecektir. Fakat olumlu cümleler kurarsanız, ona alışır ve hep iyi olmaya çalışır.

“Ne kadar akıllısın, ben bunu yapamazdım,'' deyin! ''Tembellik de arada iyidir, dinlen tabii ama sen çok çalışkan birisin, biliyorum ve bu huyunu çok seviyorum,” deyin mesela!

Korkutmayın. Hiçbir şey için! Ne Allah'tan, ne kuldan, ne bir objeden, ne bir sözden... Korkutarak değil, açıklama yaparak ve o şeyi sevdirerek öğretin. “Şunu yaparsan, Allah taş yapar,” demeyin! “Yemeğini yemezsen, arkandan ağlar veya seni öcülere veririm,” demeyin! “Sakın dokunma bak, cısss,” demeyin. Alın götürün dokunmasını istemediğiniz şeyin yanına, yaklaştırın elini ve tehlikeyi hissettirin. Canının yanacağını bilsin, o zaman kendiliğinden dokunmak istemez zaten. “Şimdi falanca amcayı çağırırım, bağırır kızar sana da alır götürür,” demeyin! Çok gerekliyse, sizden başka kimse bağıramaz, kızamaz ona.

Ona bir şeyi yapmaması için açıklamada bulunun. Sadece 'hayır! demeyin! Neyi, neden yapmaması gerektiğini kısaca izah edin. Uzun uzun anlatmak da işe yaramayabilir çünkü. Kısa ve net!

''Anlamaz nasılsa, çocuk o!'' demeyin! Ve verdiğiniz karardan geri adım atmayın. Yasakladığınız bir şeyi, kıyamayıp yapmasına izin vermeyin sonradan. Söyleyeceklerinizden emin olduktan sonra söyleyin ki sonra zor durumda kalmayın.

Sevdiği bir şeyden mahrum bırakın yanlış bir şey yaptığında döverek azarlayarak canını yakmayın!

Onlarla arkadaş olabilmek tabii ki güzel. Ancak siz onun anne ve babasısınız. Bunun ayırdına varması lazım. Öğütlerinizi, yasaklarınızı, dileklerinizi, isteklerinizi, amaçlarınızı güzelce anlamasını sağlamalısınız. Sözü geçen sizler olmalısınız. Ama elbette korkutan, bıktıran, nefret ettiren, öfkelendiren, saptıran olmayın bunu yaparken. Yani onları arkadaşça sevgi ve sabırla dinleyin ancak anne/baba gibi yönlendirin. Sonuçta sosyal hayatında bolca arkadaşı olacak fakat onu seven, koruyan, kollayan ve her daim arkasında olan ebeveynleri olduğunu hissetmeli.

Alışkanlıklarınızın iyi olanlarını ona da kazandırmaya çalışın. Kötü alışkanlığınız olduğu halde, bunun kötü olduğunu söyleyip onu men etmeniz, geçerliliği ve manası olmayan bir davranıştır.

Kitap okuma alışkanlığınız varsa ona da okuması için ısrar etmek ve aşağılamak yerine ''Birlikte okuyalım mı?'' diyebilirsiniz. ''Bana kitap okur musun, senden dinlemek çok hoşuma gidiyor,'' diyebilirsiniz. Okumaktan ne derece keyif aldığınızı hal ve tavırlarınızla ve sözlerinizle vurgulayabilirsiniz. Babaannem "Hadi gel, kitap oku bana biraz. Pek güzel okuyorsun çünkü,” diye çağırırdı yanına beni. Güzel okuduğumu sanmıyorum o zaman ama tabii ki asıl amacı bana okumayı, kitabı sevdirmekti ve bunu da başardı. Sıkmadan, azarlamadan, çaktırmadan sevdirdi.

Asitli içecekleri seviyor ve tüketiyorsanız, çocuğunuza ''İçmeyeceksin!'' demeniz saçma olmaz mı? Siz de içmeyip yemeyeceksiniz ki söyleyebilesiniz rahatça zararını, değil mi? Sigara içip 'Evladım, bak zararlı, duman altı bu oda, çık öbür odaya git!' demek ya da içip de ''Sigara içme benim gibi e mi, zararlı çünkü!'' demek çok gülünç, değil mi?

Elinden tutup kırmızı ışıkta koştura koştura karşıya geçiyorsanız, ''Yeşil ışığı beklemelisin,'' diyemezsiniz mesela, yoksa abes olmaz mı?

Ailecek bağırış çağırış içinde konuşamayan insanlar iseniz ya da sorununuzu şiddet ile çözümlemeye çalışıyorsanız, çocuğunuza ''Tartışmak, kavga etmek, birbirini azarlamak, vurmak, itip kakmak, küfretmek çok kötüdür. İnsanlar konuşa konuşa anlaşır!'' deseniz sormazlar mı? ''Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?''

Bu arada, 23 Nisan aynı zamanda “Dünya Kitap Günü” olarak da uluslararası anlamda kutlanıyor. (Dünya Okuma Yazma Günü / Intеrnational Litеracy Day / Dünya Tеlif Hakları Günü)

Katalonya’da St. George Günü olan 23 Nisan’da insanlar sevdiklerine gül ve kitap verirmiş, kitap günün 23 Nisan olması da oradan geliyormuş. Ticari kaygıyla olduğu düşünülse de UNESCO tarafından kabul edildiğinden beri 90’dan fazla ülkede kutlanan bir gün Dünya Kitap Günü. Ülkemizde bu bayram gününde aynı zamanda, çocuklara kitapları sevdirmeye çalışmak  da amaç ediniliyor ve bu bayram gününü de içine alan haftada kutlanıyor.

Çocuklarınıza sahip çıkın.

Dünya, üzerinde yaşayan bazı insansı varlıklar sayesinde sandığımız, hayal ve ümit ettiğimiz kadar iyi değil. Her şeyi devletten, başkalarından, vs. beklemeden kendi önlemlerimizi almamız ve çocuklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. “Kime güveneceğiz pekii şu dünyada?' diye sorarsanız; “Ben de ne söyleyeceğimi, ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırdım” derim... Ama kendinize güvenin, öğrenin, çocuklarınıza güvenin, öğretin.

Sadece duyarlı, araştırıp öğrenmeye ve daha da bilinçlenmeye, öğrendiğini ise paylaşıp güzelliklerin çoğalmasını sağlamaya çalışan bir insanım ben de sizler gibi! Ama bildiğim şey;  önce kendimizi eğitmeliyiz ki;  çocuklarımızı da eğitip mutlu birer birey olmalarını sağlayabilelim!

Paranoyalarımız aldı başını gidiyor, biliyorum. Ama devir, hiç güzel bir devir değil. Maalesef!

Çocuklarımız ölüyor, işkence görüyor, çalıştırılıyor, kötüye ve kötülüğe alıştırılıyor. Bebek yapmak değil, 'bakmak' marifet! Göz ile, gönül ile, akıl ile, mantık ile, sevgi ile bakabilmek!

Çocuklar masum ve korunmasızlar. ‘Çocuk’ oldukları süre içerisinde onları koruyacak, kollayacak olan biz yetişkin insanlarız. Ebeveynlere büyük bir iş düşüyor bu bağlamda. Anne ve baba olarak kişiler öncelikle kendini eğitip geliştirecek ki; çocuğuna örnek olup güzel ve doğru bilgiler verebilsin.

Biliyorum, çocuğunuza ''Şöyle davranın, şunu yapın da bunu yapmayın...'' demesi kolay. "Gel de çok biliyorsan sen yap, uygula söylediklerini," de diyebilirsiniz. Pratikte çok zor, inanıyorum ve anlıyorum. Lakin denemeye çalışılabilir, değil mi? İşimiz zor fakat başarabiliriz.

Psikolog ya da pedagog olmaya gerek var mı illaki doğru olanı uygulayabilmek için. Onlar yıllarca okuyup araştırıp deneyimliyorlar, siz de kendi aklınız ve doğrularınızı onlarınkiyle harmanlayıp en iyiyi en güzeli bulursunuz. Bulamayanlar için anlatmaya çalışıyorlar, çırpınıyorlar zaten.                                           

Sağlıklı ve güvende kalın.

Doğala özdeş aromalı, katkısız, saf, temiz, berrak zihinli, huzurlu ve sağlıklı günler dilerim sevgili Nergal Blogsever.

  • user

    İklim Dora

    Merhaba Pınar... Her şeyin bir zamanı ve nedeni var. İsteklerinde hayırlısını ve sağlıklısını bulabilmeni diliyorum. Sevgiler.

    6 ay önce

  • user

    Pınar

    Harika bilgiler harika bir anlatım evlenip çocuğumun olmasını sabırsızlıkla bekliyorum iklim abla :)

    7 ay önce